Röportajlar

DİJİTAL MEDYA VE ÇOCUK

Teknolojik gelişmelerin hayatımızı önemli şekilde etkilediği bir dönemden geçtiğimizi söyleyebiliriz. Dijitalleşen bir dünyada teknoloji kullanıcısı olmak bir anlamda bizlere önemli sorumluluklar yüklüyor. Dijital bir dünyaya doğan çocuklarımızı da bu dünyada yetiştirmek, onlara teknolojiyi doğru kullanmasını öğretmek önceliğimiz olmakla beraber, yetişkinler olarak bizlerin bu kuralları bilmemiz ve bu kurallara uymamız gerekiyor. Teknolojiyi doğru kullanmayı öğrenmeden öncelikle teknolojiyi doğru anlamalıyız. Teknolojiyi özümsemek, teknolojinin gerekliliğini kavramak ve onu dünyamıza dâhil etmek ciddi anlamda bizlere sorumluluk yüklüyor. Ayrıca dijital medya okuryazarı olmak, teknolojiyi doğru kullanmak, bilinçli sosyal medya kullanıcısı olmak gibi yeterlilikler günümüzde önemli kazanımlar olarak kabul ediliyor.

Günümüzde çevrimiçi ortamlarda çocukların güvenliğini sağlamak, dijital dünyada beceri kazanmalarına olanak tanımak, teknolojiyi doğru anlamaları için eğitimler vermek önem arz ediyor. Günümüzdeki dijital platformların güvensizliği bizlere geçmişteki güven ortamını aratıyor. Hem teknolojinin kullanımı önem vermek hem de teknolojinin olumsuzluklarından kaçınmak için bu konudaki uzman görüşlerini dikkate almamız gerekiyor.  Çocukların oyun oynadıkları alanların pasifleşmesi, dijital oyunların olumlu/olumsuz etkilerini gün geçtikçe daha çok hissediyoruz. Teknoloji bağımlılığının artması gibi sorunları, dijital medyayı ve dijital medyanın çocuk üzerindeki etkisini Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Bilişim Uzmanı Dr. Şahin BAYZAN ile konuştuk.

IMG_20180420_223530_549 (2).jpg

 1. Dijital medya kavramını açıklar mısınız?

Geçmişe dönüp baktığımızda son otuz yıldaki teknolojik gelişmelerin, hayatımızda değiştirmediği çok az şey kaldığını görüyoruz. Günlük haberlerin gazeteden okunduğu, radyodan dinlendiği, televizyondan izlendiği yıllardan günümüze gelinceye kadar haber alma kaynaklarında, araçlarında çok büyük evrim yaşandığını görüyoruz. Şüphesiz bunun en bariz olanı medyada yaşandı, yaşanmaya devam ediyor. İnternet, bilgisayar, akıllı telefonlar, tabletler vb. teknolojik aygıtlar işin rengini değiştirdi. Haberleri gazeteden değil internetten okuyoruz, sosyal medyadan okuyoruz hatta daha da ötesi canlı olarak izliyoruz. Geleneksel medyadan farklı olarak fikirlerimizi ifade ettiğimiz, yorumlar yaptığımız yani medyanın bir parçası olduğumuz bir durum söz konusu.

Bugün bununun adına dijital medya, diğer bir tabirle yeni medya diyoruz. Bu medya, internet ortamında var olan, internet ve bilgisayarın, mobil iletişimin, sanal veya artırılmış gerçeklik gibi teknolojilerin ve teknolojik aygıtların var olmasıyla ortaya çıkan bir medya. Tercihlerimizi değiştirdi. Öyle ki FOMO (Fear of Missing Out) yani “gelişmeleri kaçırma korkusu” diye bir kavram da soktu hayatımıza. Çünkü o kadar çok mobil ve gündemle iç içe yaşar hale geldik ki gündemi ve gelişmeleri kaçırmak bir korkuya dönüştü. Bugün dijital medya denildiğinde insanların ilk aklına gelen sosyal medya platformları. Bunun böyle olması çok doğal çünkü dünya nüfusunun yarıdan fazlası aktif olarak bu platformları kullanıyor. Kullandığımız akıllı telefonların kullanım amaçlarından en önemlisi, bu ortamda var olmak ve bu ortamdaki gelişmeleri kaçırmamak. Dijital medya, teknoloji ile iç içe girdiğimiz dünyadaki gelişmeleri kaçırmama noktasında bir ayrıcalık olsa da acaba bunun ölçüsünü kaçırıyor muyuz sorusunun cevabını aramaya devam edeceğiz gibi görünüyor.

2.Çocukların dijital dünyada beceri kazanmaları ve öğrenmeleri ile ilgili düşünceleriniz nelerdir?

Geçmişe, yani en azından kendi çocukluk yıllarıma baktığımda imkânlar ve fırsatlar açısından mukayese bile edilemeyecek bir durum olduğunu çok rahat söyleyebilirim. Eskiden bilgiye erişim, kaynakların azlığı, alternatiflerin olmayışı büyük bir eksiklikti. Öğrenebilmeniz için, derste öğretmeni çok iyi dinlemeniz, dinlediklerinizi çok iyi not almanız ve bunları çok iyi tekrar etmeniz gerekiyordu. Bu sadece sözel derslerde değil, deneye dayalı uygulama derslerinde de böyleydi.

Bugüne baktığınızda bilgi evinizde, elinizde ve bir tık ötenizde. Derste dinlediğiniz bir konuyu tekrar edebileceğiniz oldukça fazla kaynak var ve siz bunlara saniyeler içerisinde ulaşabiliyorsunuz. Öğrenmek istediğiniz bir şeyi uygulamalı olarak görüyorsunuz, gördüğünüzü uygulayabiliyorsunuz. Bazen sanal ya da artırılmış bir gerçeklik ile işin içinde oluyorsunuz. Tüm bunlar sizin yeni beceriler ve kazanımlar elde etmenize, yeni şeyleri daha hızlı öğrenmenize olanak sağlıyor. Bunlar, dijital dünyanın çocuklara becerilerini geliştirme ve öğrenme noktasında sunduğu harika fırsatlar. Fakat soru şu: dijital dünyanın içine gözlerini açan çocuklarımız yani dijital yerlilerimiz bu fırsatları iyi değerlendirebiliyor mu?

Evet değerlendiren de var, değerlendirmeyen de var. Bu fırsatları değerlendirmeyi engelleyen ya da bunlara istenilen derecede zaman ayrılmamasına sebep olan oldukça fazla uyaran olduğunu da göz ardı etmemek gerekiyor. Özellikle çocukların ve gençlerin daha çok ilgisini çeken dijital oyunlar, sosyal medya, video izleme kanalları bu uyaranlardan bazıları. Bunlar olmasın demiyoruz elbette. Fakat beceri kazanmamıza ve öğrenmemize pozitif katkısı olacak platformlara ayırmamız gereken zamanı da elimizden almasın istiyoruz. Çünkü zaman çok hızlı geçiyor ve öğrenmemiz gereken bazı şeyleri, becerileri kazanmamız gereken zamanda kazanmadığımızda fırsat kaçabiliyor. Sonraki süreçte de bunları öğrenmek yaş itibariyle zorlaşabiliyor. Bizler çoğu sıkıntıları, yapmamız gerekenleri zamanında yapmayıp ertelediğimiz için yaşıyoruz. Çocuklarımızın ve gençlerimizin bu sıkıntıları yaşamasını hiç istemeyiz. Fırsat varken, dijital dünyanın fırsatlarından maksimum düzeyde yararlanmanın keyfini çıkarmalılar. Ben çıkarıyorum ve de çok şey öğreniyorum.

3.Çevrim içi ortamlarda çocukların güvenliğini sağlama konusunda onlara nasıl destek olabiliriz?

Teknoloji dediğimizde aklımıza ilk gelen şey “İnternet”. İnternet dediğimizde de aklımıza gelen ilk dört şeyi çocuk ve genç gözüyle say deseniz size: Sosyal medya, oyun, video, müzik derim. Bu bir gerçek ve bu gerçek günümüz itibariyle pek değişmeyecek gibi. Fakat zamanla evrim geçirip bunların yerini, bunları daha çekici kılan yine bunların yeni sürümleri alabilir. Mesela oyunun içinde yer almak, filmin içinde yer almak gibi.

Dikkat ederseniz saydığım bu şeyler arasında eskiye ait bir şey yok. Yani aslında eskiden var olan uyaranlar da günümüzde ya yok ya da etkisini yitirdi. Çocukları uyaranlar ekranlar, oynadıkları dijital oyunlardan aldıkları mesajlar, kullandıkları sosyal medyada yaşananlar, gösterilenler, izledikleri videolarda gördükleri, dinledikleri, dinledikleri müziklerde işittikleri. Dolayısıyla biz yetişkinler, ebeveynler ve diğer sorumluluk sahipleri bugünün şartlarında çocuklarımızı ve gençlerimizi uyaranlara bakmamız gerekiyor. Bu uyaranlar genel olarak internet ve internet tabanlı bileşenlerdir. Dikkat etmemiz gereken de çocukların yoğun olarak kullandığı bu platformlarda karşılaştığı içerikler, kişiler ve verilen mesajlardır.

Sosyal medyadaki arkadaş çevresi, oyunlardaki yaşa uygunluk, videolardaki yaşa uygunluk ve verilen mesajlar, çocukları koruma noktasında en önemli dikkat etmemiz gereken en önemli hususlar. Ayrıca bu platformlar dışında negatif içerikli internet siteleri de çocukların güvenliği noktasında riskler oluşturuyor. Negatif içerikten kasıt, barındırdığı metinlerin, görsellerin ve videoların bir çocuğun psikolojisini bozabilecek, çocuğun ruh dünyasında yıkımlara sebep olabilecek içeriklerdir. Ebeveynlerin çocuklarını bu tür içeriklerden korumak için tedbir alması şart. Küçük bir ekranın bir çocuğun hayatını olumsuz etkilememesi için bu gerekli. Koruyucu önleyici tedbirler noktasında “Güvenli İnternet Hizmeti” bunun için bir seçenek olabilir. Yaşanabilecek olumsuzlukların önlenmesi için çocuğun izlediği videoların kontrol edilmesi, oynadıkları oyunun yaşlarına uygunluğunun bilinmesi, sosyal medyada kimlerle iletişimde olduğunun bilinmesi gerekiyor.

4.Çocuklar için nasıl bir dijital gelecek ön görüyorsunuz? Açıklar mısınız?

Bu çocukların bugünkü dijital fırsatları değerlendirmesine bağlı bir durum. Eğer çocuklar ve gençler dijital platformları sadece oyun oynamak, eğlenmek, izlemek, zaman geçirmek ve anı yaşamak şeklinde görüyorsalar geleceğin onlar için pek parlak olabileceğini düşünmüyorum. Eğer bugünün fırsatlarını sadece tüketim odaklı değerlendirir, bir şeyler üretmezsek gelecek bizim için parlak olmayabilir. Bugünün çocukları ve gençleri, gelecekte ben de varım diyebilmeleri için hangi alanı tercih etmişlerse o alanda en iyi olmak zorundalar. Teknolojik imkânlar, çocukların ve gençlerin, kendilerini geliştirmesi için onlara bu imkânı sunuyor. Çocukların ve gençlerin gelecekteki rakipleri sadece hemcinsleri olmadığını bilmesi gerekir. Yapay zekâya sahip nesneler, robotların gibi akıllı sistemler de onlar için bir rakip olacak. Dolayısıyla onların rakibi değil, üreticisi olacak şekilde kendimizi geliştirmemiz, yetiştirmemiz gerekiyor.

Bunun için bugünün fırsatlarını iyi değerlendirip bir şeyler üretme gayreti içerisinde olan ve üreten çocuklar ve gençler için geleceğin çok parlak olacağını söyleyebilirim. Çünkü ben tüketenlerin değil, fırsatları değerlendirip üretenlerin her zaman bir adım önde olduğunu ve olacağını düşünüyorum. Bize kendimizin de içinde olduğumuz, parçası olduğumuz şeyler lazım. Aksi durumda biz sadece başkalarının ürettiklerini tüketen bireyler olarak kalırız. Üretenlerin gözünde müşteri olarak kalmamamız gerekiyor. Fakat üretmedikçe de bu algıyı değiştirmemizin imkânsız olduğunun bilincinde olmalıyız. Onun için gelecek, çocuklarımızın ve gençlerimizin elinde ve onların çabasına bağlı olarak şekillenecek. Elindekinin değerini bilen ve çaba gösterip kendini geliştiren çocuklarımız ve gençlerimiz her zaman önde, elindeki fırsatları değerlendiremeyenler de onların gerisinde kalacak ve üretenlerin müşterisi olacaktır.

  1. Eski çocukluk dönemleriyle karşılaştırdığımızda şimdiki çocuklar dijital dünya ile çocukluklarını yaşıyorlar mı? Şu anki çocukluğu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Herkesi ve her şeyi kendi zamanına göre değerlendirmek gerekiyor. Bundan 30-40 yıl öncesinde sahip olduklarımızla mutlu olmaya çalışıyorduk. Ondan öncekiler de sahip olduklarıyla mutlu olma gayreti içindeydiler. Bugüne baktığımızda o günkü şartların da sahip olduklarımızın da çoğunun değiştiğini görüyoruz. Evet, teknolojik gelişmeler bu değişimde ana aktör. Bunun dışında değişen yaşam şartları, standartları da bu değişimde önemli bir etken. Şehirleşme, köylerin ve yaylaların boşalması diğer bir etken. Daha iyi yaşam şartlarına sahip olmak için insanların köyünden, memleketinden göç etmeleri başka bir etken. Bütün bunlar çocukların ve gençlerin deneyimlerini, yaptıklarında mutlu olabilecekleri kavramları da değiştirdi.

Fakat teknolojik gelişmelerin ortaya çıkardığı dijital dünya tüm bu etkenler içinde en fazla yer kaplayan etken. Eskiden zamanın çok geniş olduğu hissine kapılırdık, çünkü fiziksel aktivitelerin olduğu oyunlarımız, oyun oynadığımız gerçek arkadaşlarımız vardı. Bir oyunu bitirir diğer oyuna başlardık. Akşam olurdu ama günü doya doya yaşardık. Akşam yatağımıza yattığımız zaman da o günün verdiği yorgunluk sebebiyle uykudan lezzet alırdık. Bugün geldiğimiz noktaya bakıyorum da artık bilgisayarı, tableti, akıllı telefonu dışarıya çıkmaya tercih eden çocuklar ve gençler görüyorum. Çocuklar bir araya geldiğinde oyun kurup oynamıyorlar, telefondaki veya tabletteki ya da bilgisayardaki oyunu oynamak için sıra bekliyorlar. Fiziksel aktivite yok, oturdukları yerde eğlenmeye çalışıyorlar.

Bu sadece çocuklar ve gençler için olan bir durum değil. Yetişkinlerin de önemli bir kesiminde aynı durum mevcut. Maalesef, dijital dünyada sağlıksız sosyalleşen fakat gerçek dünyadaki sosyallikten de uzaklaşan bir çocuk ve genç profili var. Bu hengâme içerisinde çocuklar çocukluklarını, gençler de gençliklerini tam olarak yaşayamıyorlar. Bunu tam olarak yaşayamadıkları içinde de mutlu olamıyorlar. Dışarıya oyun oynamaya gönderdiğiniz çocukların aklı evde bilgisayarda, tablette kalıyor. Çocuğuna: Evladım bu dijital dünyadan başka dünya da var diyerek çocuğuna gerçek dünyayı hatırlatan anne-babaya: Hadi yaa! Bana linkini yollasana diyen çocuklarımız ve gençlerimiz var. Böyle bir durum varken, bugün çocuklarımızın çocukluklarını tam olarak yaşadıklarını söylemek pek mümkün değil. Tabi bu şartlar altında çocuklarına, çocukluklarını yaşatmaya çalışan anne-babaların hakkını da teslim etmek gerekiyor. Bu anne-babaları örnek alarak aynı deneyimleri çocuklarına yaşatmaya çalışan anne-babaların artması en büyük dileğim.

6.Dijital medya kullanımında çocuklar zaman yönetimi konusuna dikkat ediyorlar mı? Sizce çevrimiçi ortamlarda etkili zaman yönetimi nasıl sağlanmalı?

Zaten en büyük sorunlardan birisi de bu maalesef. Bunu sadece çocuklar yapmıyor ki! Hepimiz yapıyoruz. Onun için başaramadığımız şeyi çocuklarımızdan beklemek bana pek gerçekçi gelmiyor. Önce yetişkinler olarak işe kendimizden başlamamız gerekiyor çünkü çocuklar bizi rol model alıyor. Yapmadığımız şeyi çocuktan beklersek ne kadar inandırıcı olabilir ki? Evet, çocuklarımızın bilgisayar başına oturduğunda, tableti veya telefonu eline aldığında zamanı unuttuğu bir gerçek. Hele ki hoşuna giden bir oyun oynuyorsa, sevdiği videolar izliyorsa, hoşlandığı bir müzik dinliyor ya da film seyrediyorsa zaman mefhumu ortadan kalkabiliyor. İşte böyle durumlar da fren görevi görmesi gerekenler; anne-babalar…

Bir anne-babanın çocuğunu verebileceği en güzel şeyin sorumluluk olduğunu düşünüyorum. Bunu çocuğuna veren bir anne ve baba aslında çocuğuyla yaşayabileceği en önemli problemleri çözmüş sayılır. Düşünsenize, neyi nasıl, ne zaman ve ne şekilde yapacağını bilen bir çocuğunuz var. Başladığı bir şeyi ne zaman bitireceğini bilen ve zamanı geldiğinde bunu bitiren bir çocuğunuz var. Sizin kendisine şunu şöyle yap, bunu böyle yap deme gereksinimi duymadığınız bir çocuğunuz var. Her anne-babanın hayal ettiği bir çocuk profili bu. Fakat böyle bir çocuk profili oluşumunda en büyük etkenin anne-baba olduğunu unutmamak gerekiyor.

Elbette her çocuk böyle olmayabilir. Böyle durumlarda da çocuğun zamanı daha iyi yönetebilmesi için; yasakçı olmayan bir yaklaşımla ve ölçüsü iyi belirlenmiş ve kabul edilebilir sınırları çocukla birlikte çizmek gerekiyor. Çocuğun fikirlerinin içinde olmadığı sınırlar gerçekçi olmayacaktır. Bu durumda yapılması gereken, çocuğun sorumluluklarını yerine getirdikten sonra ve belirlenen süre içinde aynı zamanda çocuğun yaşına uygun çevrimiçi ortamlarda bulunmasına fırsat vererek çocuğun zamanı verimli kullanmasına katkı sağlanabilir. Fakat burada en önemli ayrıntı çocuğunuzla aldığınız kararların arkasında durmanız ve bunlardan taviz vermemenizdir. Çocuk, her şeyin dijital dünyadan ibaret olmadığını bilmesi lazım. Kendisine verilen süre bittiğinde oradan ayrılması gerektiği bilinci çocuğa verilmeli.

7.Çocukların oyun oynadıklarını ve dijital oyunları çok sevdiklerini biliyoruz. Oyunların çocuklar için yararlı ve zararlı yönleri hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Oyun ve oyuncağın geçmişi insanlık tarihi kadar eskidir. Oyun, çocukların geçmişten günümüze gelen en önemli eğlence ve öğrenme aracıdır. Öğrenme de diyorum çünkü oyun çocuğun kişisel keşif alanı. Çocukluğun farklı bir gücü ve aynı zamanda öğrenme dili. Onun içindir ki oyun ile öğrenme arasındaki ilişkiyi çok iyi anlamamız ve göz ardı etmememiz gerekiyor. Elbette geçmişten günümüze kadar çocuklarımızın oynadığı oyunlar da oyuncaklar da değişti. Öyle ki bazı geleneksel oyunlarımız unutulmaya yüz tuttu. Körebe, çelik çomak, saklambaç, birdirbir, istop, ip atlama, yakan top, bülbül kafeste, misket en önemli oyunlarımızdı. Her ne kadar okullarımızda yaşatılmaya çalışılsa da eskisi gibi oynanmıyor bu oyunlar. Çünkü teknoloji, her şeyi etkilediği gibi geleneksel oyunlarımızı da etkiledi. Geleneksel oyunlara olan talep azalınca da unutulmaya yüz tuttu.

Eski oyuncakların yerini bugün yapbozlar, legolar, uzaktan kumandalı oyuncaklar, barbie bebekler, robotlar, atari ve bilgisayar oyunları, internet üzerinden oynanan dijital/çevrimiçi oyunlar, konsol oyunlar almış durumda. Ekranların hayatımıza girmesiyle birlikte bu süreç başladı. Ekran derken sadece bilgisayar, mobil telefon ekranını kastetmiyorum sadece, televizyon ekranı da bu süreçte en önemli etkenlerden biri. Çünkü önce televizyon ekranları, sonra bilgisayar oyunlarının oynandığı ekranlar ve bu ekranlar karşısında geçirilen süreler çocuklarımızın arkadaşlarıyla yüz yüze iletişim kurabildiği dış mekân oyunlarını yani geleneksel oyunlarımızı oldukça etkiledi. Özellikle bilgisayar ve internetin hayatımıza girmesinden sonra gün geçtikçe gelişen dijital oyun sektörü çocuk oyunlarında, çocukların oynadığı ve fiziksel aktivitenin de işin içinde olduğu grup oyunlarını çok azalttı ve tek başına oynanan bireysel oyunları artırdı.

Elbette çocuklarımız için oyun oynamasın demiyoruz çünkü günümüzde “oynama!” demek, pek bir anlam ifade etmiyor. Hatta yasaklayıcı tavırlar ters tepiyor. Zaten yasaklayıcı tavır doğru da değil. Çocuklarımızın bilgisayar, akıllı telefon ve internet kullanma amaçlarına baktığımızda ilk sırada oyunun geldiğini görürüz. Evde oyun, yolda oyun, otobüste oyun. Çocuğun elinde akıllı telefon varsa bu kaçınılmaz bir durum. Oynasınlar oynamasına ama yaşlarına uygun olan oyunları oynasınlar. Bunu yaparken de sorumluluklarını aksatacak, yapmaları gereken çalışmaları, aktiviteleri aksatacak şekilde olmasın. Frenlerine basmasını bilsinler.

Bugün dijital oyunlarla ilgili bilmemiz gereken en önemli şey her oyunun her yaşa uygun olmadığıdır. Çünkü dijital oyunlardan öyleleri var ki kan, şiddet, nefret, cinsellik gibi çocuğun psikolojini olumsuz etkileyebilecek içerikler, temalar barındırıyor. Bu tür içeriklerden çocuklarımızı korumanın yolu, çocuğun oynadığı oyunun yaşına uygunluğunu kontrol etmek ve uygun olanları oynamasını sağlamaktır. Bir diğer sorun, yaşına uygun olsa da çocuğun aşırıya kaçacak şekilde oyun oynaması. Zamanla bu, oyun bağımlılığına giden bir sürecin sebebi olabiliyor. O açıdan sürenin sınırlandırılması ve makul bir süre için oyuna izin verilmesi şart. Oyunların yaşa uygunluğunu kontrol etmek için pegi.info, esrb.org, commonsensemedia.org gibi oyun derecelendirme otoritelerinin internet sitelerini kullanarak oyunun hangi yaş grubuna uygun olduğuna bakabiliriz.

Ayrıca son zamanlarda oyunlardaki bazı temaların, görsellerin dini değerleri hedef aldığını görüyoruz. Gençlik ve Spor Bakanlığının Farkındayız Projesi (farkindayiz.gov.tr) ile bu tehlike konusunda toplumda farkındalık oluşturmaya çalıştığını biliyoruz. Yine Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun hayata geçirdiği İnternet Yardım Hattının (internetyardim.org.tr) bir başlığı da Online Oyunlardır. Ayrıca oyun incelemelerin yapıldığı ve detaylı bilgilendirmelerin olduğu Dijital Oyunlar ile ilgili web portalı (guvenlioyna.org.tr)  bulunuyor. Özellikle ebeveynlerin bu tür platformlardan haberdar olmasını istiyoruz ki çocuklarının oynadıkları oyunlar hakkında bilgi sahibi olsunlar. Bununla birlikte Bilinçlendirme Merkezi (guvenliweb.org.tr) adresinde çevrimiçi oyunlar hakkında oldukça fazla bilgi, haberler ve yazılar olduğunu ifade etmek isterim.

Umarım ileriki zamanlarda Türkiye olarak, uluslararası derecelendirme sistemlerinin dikkate alındığı ve bu bizim toplumumuzun da hassasiyetlerine yer veren bir derecelendirme sistemi kurulur ve biz de insanlarımızı buraya yönlendirebiliriz.

8.Çağımızda dijital medya okuryazarlığı sizce gerekli midir? Gerekli görüyorsanız sizce bu eğitim nasıl sağlanmalıdır?

Kesinlikle gerekli olduğunu düşünüyorum. Teknolojiyle iç içe yaşıyoruz. İç içe yaşadığımız bir şeyi yakından tanımamız gerekiyor. Burada 2-3 şey ön plana çıkıyor. Birincisi, olumlu ya da olumsuz hayatımıza dokunan, hayatımıza birçok fırsat getiren, aynı zaman da birtakım riskler getiren teknolojiyi tanımak ve anlamak. İkincisi, bu teknoloji yetkin, etkin ve bilinçli bir biçimde kullanabilmeyi öğrenmek çünkü bilmediğimiz zaman fırsatlarından maksimum düzeyde faydalanabilmemiz oldukça zor. Bilinçli kullanmayı bilmezsek de risklerinden istediğimiz düzeyde korunmayı başaramayız. Üçüncü olarak da, sahip olduğumuz iç içe yaşadığımız teknoloji kullanırken haklarımız ve sorumluluklarımızı ne olduğunu bilmek ve buna göre hareket etmek.

Bunu çocuklarımıza bir kültür olarak vermemiz gerekiyor. Bir dersle çözülebilecek bir şey değil bu. Önce bunun çağımızın bir zorunluluğu olduğunu anlatmakla işe başlamalıyız. Sonra çocuğa onun anlayabileceği seviyede olacak şekilde teknolojinin sunduğu fırsatları göstermeliyiz, bu fırsatlardan nasıl faydalanabileceğini öğretmeliyiz. Bunları yaparken yaşanabilecek olumsuzluklardan, risklerden bahsetmeliyiz ve bunlarla başa çıkabilmeyi öğretmeliyiz. Sonra da tüm bunları yaparken de dijital dünyadaki sorumluluk ve hakların neler olduğunu öğretmeliyiz onlara. Elbette bunları bir dersin içine sıkıştırarak değil, uygun olan tüm derslerin içine yedirerek vermeliyiz çocuklarımıza. Sadece okulda ders olarak değil, evde, işte kısacası yaşamın olduğu her yerde…

Gerçek hayatta nasıl farklı mekânlar varsa, internette de farklı platformlar var. Bu platformları tanımalarını sağlamalıyız. Nerede nasıl hareket etmeleri, nasıl davranması gerektiğini öğretmeliyiz. Ezberleterek değil, keşfettirerek yapmalıyız bunu. Keşfetmelerini sağlarken, izleyen ve yönlendiren olmalıyız. Balığı bizim değil, onların tutmasını sağlayacak şekilde yapmalıyız bunu. Bunları öğretirken çocuk, kendisinin özne olduğunu hissetmeli. Eğlenceli ve çocuğun kendisinin de içinde olduğu bir modelle başarabiliriz bunu. Sıradan anlatım artık ilgisini çekmiyor çocukların. Yaptığımız sunumlarda bile çocuklar, sunum içinde hareket olsun, eğlenceli bir şeyler olsun istiyor. Çocuklarımızı işin içine dâhil ederek, onları eğlendirerek, eğlendirirken de öğreterek daha hızlı mesafe alabiliriz diye düşünüyorum. Bundan sonraki süreçte sanal gerçeklik, artırılmış gerçeklik gibi teknolojilerle bu daha da mümkün hale gelecek diye düşünüyorum. Mesela çocuğa uzayı anlatırken, çocuğun uzayda olmasını sağlamak çok etkileyici ve kalıcı öğrenme için harika olmaz mı? Bunu diğer birçok alana da uyarlayabilirsiniz.

  1. Z kuşağının dijital medyadaki yolculuğu ile ilgili düşünceleriniz nelerdir? Bu kuşağı yetişkin oldukları gelecekte neler beliyor?

Bu onların çabasına göre şekillenecek bir durum. Kendilerini, çevrelerinde olanlardan soyutlarlarsa gidebilecekleri bir yerleri, varabilecekleri bir menzilleri yok maalesef. Çünkü her gün bir değişim yaşıyoruz, her gün yeni bir teknoloji hayatımıza dâhil oluyor. Güncelliğimizi korumak zorundayız, hızlı olmak zorundayız. Kendimizi zamanın donanımları ile donatmak zorundayız. En azından ilgi duyduğumuz alanda kendi güncelliğimizi korumak zorundayız.

Belki ilgi duyduğunuz alan teknolojiyle çok fazla haşır neşir olacağınız alan olmayabilir fakat kendi alanınızda dünyayı takip etmek, kendinizi geliştirmek adına yeni şeyler öğrenmek ve bu şekilde güncelliğinizi korumak için en azından teknolojiyi bu amaçla kullanabilmeyi bilmek zorundasınız.

  1. medya araçlarının yaydığı radyasyon başta olmak üzere, omurga ve göz sağlığı ile ilgili zararlı etkileri konusunda neler söyleyebilirsiniz? Sizce bu olumsuz etkileri en aza indirmenin yolları nelerdir?

Her an internete bağlı kalmamızı sağlayan elimizdeki telefonlar, baz istasyonları olmazsa bir anlam ifade etmiyor. Baz istasyonları da telefonlar aracılığı ile bizi dijital dünyaya bağlıyor. Belki ileride baz istasyonlarının yerini uydular alacaktır bilemiyoruz ama şu an itibariyle çoğu yerde baz istasyonları bizim komşumuz. Sadece o değil kablosuz ağlar üzerinden internete bağlandığımız wi-fi cihazları da var. Hatta evimizin içinde. Telefonlarımızın da kabul edilebilir bir radyasyon yaydığını biliyoruz. Bazı uzmanlar, özellikle 0-2 yaş aralığındaki çocuklara “Al babanla konuş, al teyzen sesini duysun” diyerek telefon uzatmanın; “Al bir sigara yak!” demekle eşdeğer olduğunu söylüyorlar. Yapılan bazı araştırmalar cep telefonunun, çocuklarda artan yorgunluk, çalışma kapasitesinde düşüş, anlamsal hafızada kayıp gibi kısa süreli etkilere sebep olduğunu gösteriyor.

Bunun yanında aşırı ekran karşısında kalmak göz problemlerinin oluşmasına sebep olabiliyor. Özellikle göz kuruluğu bunların başında geliyor. Ayrıca ekran karşısındaki uzun süre hareketsiz kalmak vücutta fiziksel sıkıntılar yaşanmasına neden olabiliyor. Onun için bilgisayar başında uzun süre kalmayı sağlıklı bulmuyorum. Arada bir bilgisayar başından kalkıp dolaşmak gerekiyor. Kısaca, belli yaştan önce çocukların ekranla buluşmaması, ekranla buluşan çocukların uzun süreli ekran başında kalmaması oldukça önemli. Onun için ne derece mümkün olabilir bilmiyorum ama “ekranla değil, akranla büyüyen çocukların” artmasını çok istiyorum. Bazılarımız yapmıyor olsa da cep telefonu kullanırken telefonu kulağa dayayarak konuşmak yerine kulaklık kullanılmasını tavsiye ediyorum. Ev içerisinde wi-fi kullanılmadığı zaman ve özellikle yatarken kapatılması gerektiğini düşünüyorum. Hatta mümkünse telefon bile ya uçak moduna alınmalı ya da farklı bir odaya konulmalı.

11.Gereğinden fazla telefon ve internet kullanan ebeveynler çocukları ile ilgili görev ve sorumluluklarını yerine getiremeyebiliyorlar. Anne ve babaların hem çocukları ile iletişim engeli hem de dijital yetkin ebeveyn olmaları hususunda ne düşünüyorsunuz?

En çok yaşanılan sıkıntılardan biri bu maalesef. Çocuklarımız da anne-babalarımız da bazen telefonu eline aldıklarında bir türlü bırakamıyorlar. Zaman mefhumunu unutabiliyorlar, frenlerine maalesef basamıyorlar. Böyle durumlarda biz çocuklarımızın frenine basabiliyoruz ama ya bizim frenimize kim basacak? Böyle olunca da sorumluluklar ya unutuluyor ya da erteleniyor. Burada en önemli sorumluluk anne-babada. Yapılabilecek en önemli şey çocuğa rol model olmak. Eğer siz telefonu, tableti elinizden düşürmüyorsanız, çocuğa artık kullanma yeter nasıl diyebilirsiniz ki? Diyemeyiz. İşe önce kendimizden başlayarak çözüme gitmemiz gerekiyor. Kendi tarafımızdaki sorunu çözebilirsek, çocuk tarafındaki problemin çözümünü kolaylaştırmış oluruz.

Bazen bulduğumuz pratik çözümlere bakıyorum, pratik olmasına pratik ama sağlıklı bir çözüm değil. Mesela bir anne çocuğuna mama yedirebilmek için telefonundan çocuğuna komik şeyler izletiyor. Hâlbuki o çocuğun belki de ekranla karşılaşmaması gerekiyor. Bu aslında annenin çocukla olan iletişimini de olumsuz etkileyebiliyor. Anne-babanın bu tür yaklaşımların yanlışlığını bilecek donanımda olması oldukça önemli. Çocuğun sorumluluklarını yerine getirmesi bilgisayarda oynama, telefon veya tablette oynama ön şartına bağlanmamalı. Olacaksa da bu son şart olmalı diye düşünüyorum. Onun için zaten çocuk sorumluluklarını yerine getirdikten sonra makul ve kabul edilebilir bir süre için bilgisayarı, akıllı telefonu ya da tableti kullanabilir, yaşına uygun oyunlar oynayabilir video seyredebilir diyoruz.

  1. Dijital bir dünyada çocuk büyüten ebeveynlere çocukları için bilinçli, güvenli ve etkin ‘dijital medya’ kullanımı ile ilgili önerileriniz nelerdir?

Öncelikle her şeyin sanal dünyadan, dijital dünyadan ibaret olmadığının farkında olalım. İnternet, bilgisayar, tablet ve akıllı telefonlar olmadığında da hayatın devam ettiğini bilelim. Dijital dünyayı getirip de hayatımızın merkezine koymayalım. Elbette hayatımızın bir parçası olsun, risklerini ve fırsatlarını bilerek ondan maksimum düzeyde faydalanalım. Bazen interneti, sosyal medyayı yani dijital dünyayı sonsuz özgürlük alanımız gibi görme yanlışına düşebiliyoruz. Hayır, internet özgürlüğümüzü kullanabileceğimiz bir alan, bu doğru. Fakat sonsuz özgürlük alanı değil. Bu ortamdaki özgürlüğümüz başkalarının özgürlük alanını ihlal ettiğimiz yerde biter. Onun için, dijital dünyada haklarımızın ve sorumluluklarımızın farkında olup buna göre bir tavır içinde olmamız gerekiyor.

Gerçek hayatta olduğu gibi dijital dünyada da tanımadığımız insanlar bulunuyor. Tanımadığımız kişilerle bu ortamda arkadaşlık kurmak çok önemli bir risk. Özellikle sosyal medyada her şeyi paylaşmak doğru bir yaklaşım değil. Paylaştıklarımızı paylaşmadan önce düşünerek paylaşmalıyız. Belki gün içerisinde birçok insandan mesaj veya mail alıyoruz. Tanımadığımız kimselerden gelen mesajlar, maillere dikkat etmeliyiz. Bunlarla bize iletilen linkleri tıklamak kişisel bilgilerimiz açısından tehlikeli olabilir. Şifrelerimiz evimizin anahtarı gibi o açıdan kolay tahmin edilebilir olmamalı. İnternette yüzde yüz güvenlik diye bir şey yok maksimum güvenlik var, o açıdan bizim güvenliğimizi sağlayacak araçları tercih etmeliyiz. Mesela internetin zararlı içeriklerden koruma özelliği olan Güvenli İnternet Hizmeti önemli bir hizmet ve ücretsiz. Gerçek hayatta suç olanın, internette de suç olduğunu asla unutmamalıyız.

  1. Son olarak eklemek istedikleriniz var mı? Söyleşi için vaktinizi ayırıp kanaatlerinizi paylaştığınız için teşekkür ederim.

Umarım bu söyleşimiz, insanların dijital dünya konusunda farkındalıklarının armasına katkı sunar. Buradan özellikle çocuklarımız ve gençlerimize son olarak şunu söylemek isterim: Teknolojinin fırsatlarından faydalanarak tercih ettikleri alanda/meslekte kendilerini çok iyi yetiştirsinler. Tüketmekten ziyade üretme, yorumlama, olaylara farklı açılardan bakabilme odaklı ve sorgulayıcı olsunlar, kendilerine sunulan her şeyi hemen doğru olarak kabul etmesinler. Gerçek dünya için de dijital dünya için de sorgulayıcı olmanın çok ama çok önemli olduğunu bilsinler. Her zaman bir adım önde olmanın gayreti içerisinde olsunlar. Dijital dünyayı sadece eğlenme aracı olarak kullanmanın uzun vadede gelişimlerine zarar verebileceğini unutmasınlar. Zaman çok hızlı geçiyor. Hatta internet, dijital araçlar hayatımıza girdikten sonra nasıl geçtiğini anlamakta zorlanıyoruz. Onun için çocuklarımıza, kendilerini geliştirme noktasında gelecekte keşke demeyecekleri bir tavır içerisinde olmalarını tavsiye ediyorum. Ayrıca böyle önemli bir çalışmada yer almak benim için oldukça değerli. Bu imkânı bana sunduğunuz için çok teşekkür ederim.

ŞAHİN BAYZAN: 1998 yılında Near East Üniversitesi (Yakındoğu Üniversitesi) Bilgisayar Mühendisliğinden mezun oldu. 2005 yılında Pamukkale Üniversitesinde yüksek lisansını, 2013 yılında Kocaeli Üniversitesinde doktorasını bitirdi. 2018 yılında Kırıkkale Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimini de bitiren Bayzan, 2000-2008 yılları arasında Pamukkale Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümünde öğretim üyesi olarak çalıştı. 2008 yılında Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu İnternet Daire Başkanlığında çalışmaya başladı.

Dijital vatandaşlık, siber zorbalık, sosyal medya, internette kişisel bilgi güvenliği, internetin bilinçli ve güvenli kullanımı, internetin çocuklara yönelik riskleri konularında akademik çalışmalar yapan Bayzan, sosyal medya, internette bilgi güvenliği ve internetin bilinçli ve güvenli kullanımı, internette hak ve sorumluluklar konularında Türkiye genelinde 200’den fazla seminer verdi. Ayrıca söz konusu konularda eğitici eğitimleri de vermektedir.

2014 yılında TRT Türkiye’nin Sesi Radyosunda yayınlanan ve her yönüyle internetin irdelendiği “İnternet Dünyasından” adlı programın danışmanlığını yapan Bayzan’ın, “İnternet Bağımlılığı – Sorunlar ve Çözümler” adlı kitapta “İnternetin Bilinçli ve Güvenli Kullanımı” başlıklı bölüm yazarlığı ve Hece dergisinin “Dijital Kültür” özel sayısında “Dijital Yerlilerin İnternet Macerası” adında makalesi bulunmaktadır. Halen, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunda Bilişim Uzmanı olarak görevini sürdürmekte olan Bayzan, akademik çalışmalarına da devam etmektedir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s